Alışkanlıklarımı nasıl inşa ediyorum?

Sürdürülebilirlik ve istikrar için kullandığım en basit yöntem
Konuyu benden sesli olarak dinlemek istersen, podcast sayfamdan dinleyebilirsin. Okumak istiyorum diyorsan; aşağıya doğru kaydırmaya devam et <3

Sevgili okuyucu,
Son bir yıldır düzenli meditasyon yapıyorum. Böyle “düzenli meditasyon” deyince de benim kafamda ilk canlanan şey; sabah kalkmak ve bir saat oturup meditasyon yapmak gibi bir şey. Ama benim yaptığım öyle atla deve bir şey değil. Sadece gece uyumadan önce yatakta gözümü kapatıyorum, nefesime odaklanıyorum ve 10 dakika sadece nefesimde kalmaya çalışıyorum.
Tabi ki bazen kalamıyorum, hatta çoğu zaman kalamıyorum ve bir sürü düşünce akıp geçiyor zihnimden o süreçte. Ama yine de her gün telefonumdan o zamanlayıcıyı kuruyorum ve 10 dakika o çan çalana kadar sadece nefesime odaklanmaya çalışıyorum.
Bunu böyle her gün yapmaya başlayalı yaklaşık 1 yıl olmuş. Geçen sene Eylül sonunda başlamışım, şu an 11 ay dolmuş durumda. 1 ay sonra 1 yılımı tamamlamış olacağım ve bu 1 yıl boyunca her gün meditasyon yapmak benim için çok büyük bir şey. Çünkü bu sürdürülebilir bulduğum bir şey değildi benim hayatımda. Ama bunu 11 aydır şu anda sürdürülebilir kıldım ve bunu nasıl yaptığımdan biraz bahsetmek istiyorum bugün.
Tolere edebildiğin limiti bulmak
Meditasyonu şu anda sadece 10 dakika yapmak, benim onu sürdürülebilir kılmak için tolere edebildiğim süre. İlk başlarda 3 dakikayla başladım, sonra bunu 5 dakikaya yükselttim, sonra 6-7 dakika oldu. En son 10 dakikaya geldiğimde dedim ki; “tamam, şu anda tolere edebildiğim süre bu”. Böylece aylardır sadece 10 dakika meditasyon yaparak bir meditasyon pratiği, bir alışkanlık oluşturabildim kendime.
Ve şunu fark ediyorum; sürdürülebilir kılmanın yolu aslında, senin o an ne kadarını tolere edebildiğin üzerine bir şey inşa etmek. Yani ben deseydim ki “ben her gün 1 saat meditasyon yapacağım,” belki 1 gün bile sürmeyecekti o alışkanlık. Belki 1. gün yapacaktım, ama 2. gün direkt vazgeçecektim.
Benzer şekilde, kitap okuma alışkanlığımı da tekrar hayatıma dahil etmeye çalışıyorum. Çocukken kitap okumayı çok severdim. O zamanlar kütüphaneye giderdik, haftalık kitap alırdım ve çok keyif alarak okurdum. Ama sonra hayatıma giren internet, teknoloji, sosyal medya, dizi - film izlemek, vs. derken, zihnim daha kolay dopamin elde etmenin yollarını gördükçe, kitap okumaktan çok uzaklaştım. Bu alışkanlığı dönemsel olarak hayatıma dahil edebiliyorum aslında. Bazen bir kitabın başına oturabiliyorum, hakikaten belli bir süre o kitabı okuyabiliyorum. Ama sonra aylar boyunca kitap okuma alışkanlığımdan uzaklaşıyorum. Bunun için kendime zihnimde tolere edebildiğim bir sınır koymadığımı fark ediyorum. İstikrarlı bir alışkanlık inşa etmeye çalışmamışım.
Şu an hayatıma artık kitapları da dahil etmek istediğim bir dönemdeyim. Mesela, oturup yarım saat ya da bir saat kitap okuyamıyor muyum her gün? Tamam, o zaman bir sayfa okurum ya da belki sadece telefonumdan bir zamanlayıcı kurarım ve sadece bir dakika okurum. Bir dakika boyunca kaç kelime, kaç cümle okuyabiliyorsam o kadar. Çünkü o bile sıfırdan iyidir aslında. O bile beni o kitapta ilerletir. Her gün bir dakika okuyarak belli bir süre sonunda o kitabı bitirebilirim.
Ama şu an kafamda kendime sürdürülebilir olmayan sınırlar koyduğumda, “yarım saat okumazsam kitap okumuş sayılmam, kitap okumuş sayılmam için en az yarım saat ya da bir saat oturup hakikaten de o kitabın başında vakit geçirmeliyim” gibi, şu anki gerçekliğimin dışında zihinsel sınırlar çizmeye başladığımda o zaman o alışkanlığı hayatımda sürdürülebilir hale getirememeyi garantilemiş oluyorum.
Sürdürülebilir hale getiremeyince de o şey hayatımda inşa olmuyor. Ne temeli atılıyor, ne o temelin üzerine bir kat çıkabiliyorum, ne de katlar bitiyor ve yapılmış bir bina haline geliyor. Belki bazen sadece üç gün devam ettirebildiğim bir alışkanlık olarak kalıyor; sadece binanın temelini attım, ancak gerisini getiremedim şeklinde. Biraz daha uzun devam ettirebildiklerimde ise belki birkaç kat çıkmışım ama öyle yarım kalan bir inşaata dönüşmüş ve devamını getirememişim, çünkü vazgeçmişim ondan hayatımda gibi. Tolere edebildiğim sınırın çok üstünde bir hedef koymuşum çünkü kendime.
Bu zihinsel sınırlar, sporla ilgili alışkanlıklarımda da benzer şekilde işliyor. Spor yapmaya karar verdiysem, en az bir saat spor yapmalıyım diye düşünüyorum.
Niye? Nedense bu bir saat hep kafamın içinde var. Bir şey yapmak illaki bir saat sürmeli gibi. Bu nereden geldi? Toplumdaki algı mı bu şekilde? Bize reklamlarla, şunlarla bunlarla dayatılan bir sınır mı bu? Yoksa eğitim sisteminden mi öğrendik?
Nereden geldi bu bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok ama ben bu 1 saat algısıyla sürdürülebilir bir alışkanlık kuramıyorum kendimde. En azından şu anki Gizem’in ihtiyacı bu şekilde.
Zihnin direnç göstermeyi bırakması
Son 1 senedir, meditasyon olayını sadece 3 dakika ile başlayıp, sonra yavaş yavaş tolere edebildikçe, 1 dakika 1 dakika artırarak 10 dakikaya getirmek bu alışkanlığı hayatımın içine entegre edebilmemi sağladı. Ancak zihnimin buna alışması tahminimden çok daha uzun sürdü. Başlarda sadece 3 dakika, 5 dakika yapıyordum ama ona bile zihnim birkaç ay geçtikten sonra “ya bugün yapmasak olmaz mı, bugün yapmayalım, bir gün atlayalım işte ne gerek var ki” diye direnç göstermeye devam etti.
Bir alışkanlığı insanın hayatında rutini haline getirmesi ne kadar zor bir şey ya da ben ne kadar zorlanıyorum! İllaki benim gibi zorlanan insanlar da vardır bence.
Ancak son birkaç aydır bir şey hissetmeye başladım, son böyle 2-3 aydır, artık zihnim o direnç gösterme işini bıraktı. Sanırım artık teslim oldu :) Son zamanlardaki sesi, “Tamam, yatağa geçiyoruz ve uyumadan önce bizim yaptığımız bir ritüel bu, gözümüzü kapatıp nefesimize odaklanıyoruz,” şeklinde geliyor.
Buna alıştı sonunda ve bu konuda artık güçlü bir direnci yok.
Ne kadar yorgun olursam olayım, gözümden uyku akar durumda da olsam, o günlerde bile güçlü bir direnç sesi yükselmiyor. “Evet, bedenim yorgun ama bizim yaptığımız şey 10 dakika boyunca nefesimize odaklanmak ve ondan sonra uyumak” olayını zihnimin artık kabul ettiğini gözlemliyorum. Bu inanılmaz geliyor bana şu anda gerçekten. Çünkü dediğim gibi, birinci günde bir dakikaya bile tahammül edemeyen bir zihnim vardı.
Tahammül sınırını genişletmek
Bu pratiği aylar boyunca devam ettirerek, o tolere edebildiğim dakikaları kendimce kendime göre belirleyerek, aslında o tahammül sınırını genişletmiş oluyorum zihnimin.
Şu anda hayatına dahil etmek istediğin bir alışkanlık var diyelim. Ama kendine kafanda belirlediğin bir sınır var. Aslında o sınırı biraz aşağı çekersek, zihnin şu anda o kadarına tahammül edebileceğini söylüyorsa, o zaman o kadarla başlayarak onun tahammül sınırını genişletmeye başlıyorsun. Biraz deniyorsun. Birkaç gün, birkaç hafta, birkaç ay… O alışkanlığa biraz daha tahammül edebilir hale geliyor zihnin. Sonra biraz daha devam ediyorsun, pratiği küçük bir miktar daha artırıyorsun ve biraz daha tolere edilebilir hale getiriyorsun. Sonra biraz daha, biraz daha derken şu an benim zihnimin 10 dakikaya tamam demesi gibi bir onay alıyorsun zihninden.
Ben yarın 11 dakika yapsam meditasyonu, ne oluyoruz der mesela zihnim. Çünkü şu anda, dediğim gibi, 11 dakikaya tahammül edebilecek ya da bunu sürdülebilir kılacak bir içsel güç hissetmiyorum kendimde. Ama ne zamanki hissetmeye başlarım, belki bu bir hafta sonra olur, belki birkaç ay sonra olur, belki de birkaç sene sonra olur, işte o zaman denerim.
Yani illaki bir yere yetişmeye çalışmıyoruz aslında. İllaki bir havuç kovaladığımız bir yarış haline getirmemiz gerekmiyor hayatı. İllaki çevremizde gördüğümüz birilerini geçmeye çalışmamız gerekmiyor. Sadece kendimizi kendimizle kıyaslayarak bir şeyleri hayatımızda geliştirebilir ve inşa edebiliriz diye düşünmeye başlıyorum artık.
Kendini başkalarıyla karşılaştırmak
Sosyal medyaya her girdiğimde orada yoga ya da meditasyon paylaşımları yapan insanları görüyorum ve kendime diyorum ki; "Bu insanlar sabah kalkıyor, bir saat meditasyon yapıyor, ben yapmıyorum". Tamam yapma! Yani ne olabilir ki en kötü? Her istediğimiz alışkanlığı, çevremizde gördüğümüz haliyle direkt hayatımıza entegre etmek zorunda değiliz ki. Zaten bunu bu şekilde yapmamız gerektiğini düşünmek bizi bu alışkanlıklardan uzak tutuyor ve hayatımızı belli bir kutunun içinde sınırlı tutuyor aslında. Halbuki istediğimiz alışkanlıkları kendi hayatımıza adapte edebilmeliyiz ve kendi hayatımızın farklı mevsimlerine göre de değişime esnek yaklaşmaya biraz daha gönüllü olmalıyız aslında.
Ben şu an bu meditasyon pratiğini 10 dakika yapıyorum. Ama hayatımda bir şeyler değişebilir ve bu tolere edebildiğim ya da buna zaman ayırabildiğim süre, belki 5 dakikaya düşer. Tamam, o zaman bu pratiği 5 dakika yapmaya devam ederim, ama devam ederim yani. Devam ettirmek burada mesele bence. Bir şey inşa edebilmek için o inşaatı da devam ettirmen gerekiyor. Oraya her gün bir tuğla daha koyman gerekiyor gibi bir durum var.
Her gün yapmak zorunda mıyım?
Bir de her alışkanlık her gün yapılmalı mevzusuna takılıyor aklım bazen. Evet, meditasyonu her gün yapmayı ben seçtim ama hayatıma sokmak istediğim her alışkanlığı her gün yapmak zorunda değilim aslında. Burada da tolere edebildiğimiz sınır yine aslında kendimize ait. Belki bazı alışkanlıklarımı haftada bir gün yapacağım, bazılarını ise sadece ayda bir gün. Hatta belki 3 ayda bir yapacağım alışkanlıklarım bile olabilir. Günün sonunda her türlü devam ettirerek, 3 ayda bir de olsa, yılda 4 defa yaparak bir alışkanlığı sürdürüyor olabilirim.
Mesela ne olabilir bu? Bütçemi 3 ayda bir kontrol etmek, gelir giderime bakmak ve mali durumum benim kontrolümde mi ilerliyor, yoksa bir sıkıntı var mı diye bakmak olabilir mesela. Yılda 4 defa yapacağım bir alışkanlıktır bu. Ama hayatımda daha somut bir sonucunu görmek istediğim bir alışkanlığı belki biraz daha sık bir şekilde hayatıma dahil edebilirim. Mesela spor yapmak gibi. Yılda 4 defa spor yaparsam bunun sonucunu çok hissedemem belki kendimde somut olarak, ama haftada bir spor yaparsam, belli bir zaman sonra bunun sonuçlarını somut olarak bedenimde görmeye, hissetmeye başlarım gibi. Yani illaki her gün spor yapacağım değil, anlatabiliyor muyum? Şu anki yaşamın koşullarında haftada bir spor yapabiliyorsam, tamam, haftada bir o zaman.
Bir de mesela human design (insan tasarımı) analizi alanlarla konuştuğumuzda kendini tekrarlayan bir düşünce kalıbı gözlemliyorum, kendi hayatımda da bu düşünme şeklini hissediyorum bazen; “sosyal medyada bir şeyler paylaşmak istiyorum,” diyorlar.
“Tamam, paylaş” diyorum.
“Ama bunu her gün yapmam gerekiyor,” diyorlar. “Her gün post paylaşmam gerekiyor, yoksa insanların gerisinde kalırım”.
Hayır arkadaşlar! Her gün bir şey yapmamıza gerek yok. Bir şeyi sürdürülebilir kılmak için bunun yolu senin için haftada 1 ise haftada 1, ayda 1 ise ayda 1 içerik üretmek. İllaki ben her gün üretmeliyim diyerek kendini zorladığında, bu düşünceyle kendini çok bunalttığında ve o alışkanlığı inşa edemediğinde, o zaman yaptığın şey sıfır. Hiçbir şey yapamıyorsun günün sonunda. Durduk yere kendi kendimizi kilitliyoruz gibi bir duruma geliyoruz.
Zihnin kendini diğerleri ile kıyaslaması
Bu “her gün yapmam gerekli” düşüncesine ben de çok düşüyordum. Hala ara ara düşüyorum çünkü her sosyal medyaya girdiğimde tetikleniyorum. Diğer insanların sürekli paylaşımlarını görüyorum ve diyorum ki “Gizem, herkes bir şeyler paylaşıyor, sen paylaşmıyorsun.” Sosyal medyaya girmekten uzaklaşıyorum sırf bu yüzden, tetiklenmeyeyim, görmeyeyim diye. Çünkü kendi hızımı diğerleriyle karşılaştırıyorum.
İnsan zihni, kendi hızını sürekli diğer insanların hızıyla karşılaştırmaya odaklanıyor bazen. Ancak bu bizi bir yere götürmüyor. En azından, beni bir yere götürmüyor. Bilmiyorum, seni bir yere götürüyor mu?
Daha doğrusu beni bir yerlere götürüyor ama iyi bir yere götürmüyor zihnimde. Yani daha karanlık, kendimle sürekli negatif bir konuşma içerisine girdiğim bir yere götürüyor ve bunu yapmak istemiyorum. Bu bana iyi gelen bir şey değil. Hem fiziksel sağlığıma, hem de ruhsal sağlığıma iyi gelen bir şey değil ve hayatımda sürdürülebilir olmasını istediğim bir şey de değil. Ben kendimle negatif konuşma alışkanlığını sürdürmek istemiyorum. Ben kendimle dengede yaşama, bedensel ve ruhsal bir denge kurabilme alışkanlığını sürdürmek yönünde bir seçim yapıyorum, bilinçli olarak.
Zihni serbest bırakınca gelen çözümler
Sürekli zihnimizle konuşuyor olmak ve onu ikna etmeye çalışıyor olmak biraz yorucu geliyor bana bazen gerçekten. Ama zihin sürekli bir şeyler söylüyor, bir düşünce geliyor, bir şeye yönlendiriyor. Mesela bugün bir pazar günü ve sabah uyandığımda zihnime şu düşünce geldi.
“Podcasti illa yarım saat uzunluğunda kaydetmek zorunda değilim. Beş dakika konuşsam da olur.”
Podcastimde düzenli içerik üretemiyor olmak beni içten içe çok rahatsız eden bir şey olarak yaşıyordu bilinçaltımda bir süredir. Sabah uyanır uyanmaz bilinçaltımdaki o düşünceye böyle bir çözüm gelmiş gibi oldu. Rastgele bir düşünce gibi aslında. Neden bugün geldi, hiçbir fikrim yok gerçekten. Ama işte rastgele de değil demek ki. Bazen bazı şeyler bilinçaltında arka planda çalışıyor ve bir anda sana bir çözüm olarak zihnine bir düşünce geliyor gibi oluyor. Sanki arka planda çalışan bir görev tamamlandı gibi geliyor bana. Bilmiyorum anlamlı geliyor mu sana şu an bahsettiklerim?
Neyse, bu podcastte düzenli içerik üretemiyor olmak benim içimi içten içe rahatsız eden bir mevzuydu. Son birkaç bölüm de hep 20 ila 40 dakika seviyesinde olduğu için benim kafamdaki limit yükselmiş. Podcast bölümü kaydetmek istiyorsam, hayatımın orasına burasına bakmalıyım, farkındalık anları çıkartmalı ve 30-40 dakika üzerine konuşmalıyım gibi düşünmeye başlamışım. Ancak bu şu an benim hayatımda sürdürebileceğim bir rutin değil. Şu an böyle bir rutini hayatıma, zihnimin tahammül edebildiği bir alışkanlık olarak inşa edemiyorum. Kendi kendimi bu şekilde koşulladığımda podcastimi sürdüremiyorum. En azından bugünün, bu zamanın Gizem’inin yapabileceği bir şey değil bu şu anda.
Zihninle sohbet et
O yüzden bu sabah gelen düşünceyi izledim.
“Yani 5 dakika konuşmak da yeter mi?”
“Yeter tabi ki, çünkü bu benim podcastim sonuçta ve ne kadar konuşmak istiyorsam o kadar konuşabilirim.”
Hayatımızda inşa etmek istediğimiz bir şeyler var, spesifik bir şey yapmak istiyoruz ve bunu toplumun ya da sistemin ya da öğrendiklerimizin, atalarımızın, şunların bunların inançlarıyla yapmaya çalışıyoruz.
Hayır ya! Hepsini at tuvalete, çek sifonu üzerine ve kendi inanç sistemini inşa et.
Podcastimde ben bir dakika konuşup, üç cümle söyleyip de kapatabilirim. Teorik olarak baktığımızda, sonuçta benim podcastim, kim ne diyebilir ki, değil mi?
Şu anda bilmiyorum bu bölüm kaç dakika oldu ancak sadece beş dakika konuşacağım, sadece bu konu hakkındaki düşüncelerimi söyleyip kapatacağım diyerek oturdum mikrofon başına mesela. Bu düşünce beni çok rahatlattı.
“Yani sadece 5 dakika konuşmaya izinli miyiz? Tamam o zaman, sadece 5 dakika konuşalım.”
Çünkü öbür türlü yarım saat konuşmam gerektiğini düşünmek beni buradan uzaklaştırıyor gibi bir döngüye giriyorum. Şimdi bakıyorum da, podcast bölümüm için telefonumdaki ses kaydı 15 dakikanın üzerine çıkmış bile, gerçekten inanılmaz :)
Zihni yönetmek
Bazen zihni böyle kandırmak gerekiyor.
Mesela dışarı çıkmak, yürüyüş veya spor yapmak bana bazen zor geliyor. Kendime “sadece sitenin çevresinde bir tur atacağız, 10 dakika sürecek, daha fazla değil merak etme, 1 saat spor yapmayacağız,” diyorum ve çıkıyorum.
Bir kere evden çıkınca, bazen bir turdan daha fazla tur atıyorum. Çünkü bedenime istek gelmiş oluyor artık ve bedenim hareketlendiği için motivasyonum artıyor. Hava ne kadar güzelmiş diyorum, çevreme bakıyorum, insanları izliyorum, zihnime başka düşünceler geliyor ve zihnim egzersize direnç göstermeyi unutuyor. Diyor ki, “tamam, şu an yürüyoruz, bu andan keyif alıyoruz ve devam edebiliriz.” Böylece bazen 10 dakika diye çıktığım yürüyüş 1 saate dönüşebiliyor. Bazen yarım saatte kalıyor, bazen gerçekten de sadece 10 dakika yürüyüp geri dönüyorum.
Sonuç olarak, bir şeyleri yapmak için direnç hissettiğimizde, orada zihni biraz kandırmak, biraz ikna etmeye çalışmak ve onunla karşılıklı konuşmak gerekiyor. Zihnimizden gelen her düşünce, bizim gerçeğimizden, kendi özümüzden çıkan bir düşünce değil. Her zaman bizim bilinç seviyemizden çıkan bir düşünce olmak zorunda da değil. Yapay zekâ ile konuşuyoruz gibi düşünelim bunu. Yani zihnimiz de bizim kendimize kullandığımız zekamız, bir şeyleri algılamak ve öğrenmek için kullandığımız bir aracımız. Yani onun her söylediğini yapmak zorunda değiliz. Nasıl ki yapay zekâ ile sohbet ederken onun her dediğini yapmıyoruz çünkü onun bir makine olduğunun farkındayız, ondan yardım alıyoruz, onunla bir şeyler yapıyoruz ama oradaki son kararı verecek olan kişi aslında biziz, bizim bilincimiz. Benzer şekilde, zihnin de her söylediğini direkt kabul edip uygulamamız gerekmiyor.
İşimize geliyor mu, gelmiyor mu?
Hedeflerimizle uyuşuyor mu uyuşmuyor mu?
Hayatımızda inşa etmek istediğimiz şeylerle paralel mi bu düşünceler?
Bir bakalım buraya.
Toparlayacak olursam
Ben hayatımda inşa etmek istediğim Gizem’in, düzenli spor yapan, düzenli meditasyon pratiği olan ve düzenli podcast kaydeden bir karakter olmasını istiyorsam, o zaman bu hedeflerle paralel aksiyonlar almam gerekiyor. Bu isteklerimle paralel olan alışkanlıkları inşa etmem ve bunları sürdürülebilir kılmam gerekiyor. O yüzden alışkanlıklarımı sürdürülebilir kılmakla ilgili, aslında çok da farkında olmadan kullanmaya başladığım ama artık biraz da bilinçli bir yerden hayatıma entegre etmeye çalıştığım yöntemim bu; bir şeye zihnimin tolere edebildiği ölçüde başlamak ve tahammül sınırını yavaş yavaş genişletmek ve büyütmek.
Anlamlı geliyor mu sana da bu yöntem?
Hayatında inşa etmek istediğin şeylere bir de bu gözden bir bak derim. Eğer bakmak istiyorsan tabi ki :)
Bazen alışkanlıklarımda nasıl istikrar sağladığıma dair Instagram’ımda hikaye paylaştığımda, bu konuyla ilgili, “bunu nasıl istikrarlı hale getirdin, nasıl sürdürülebilir kıldın, ben bu konuda zorlanıyorum” diyen mesajlar geliyor. O yüzden bu konuda konuşmakla ilgili kafamda böyle bir zihinsel notum vardı kendime. Bu konudan bir podcast bölümünde bahsedeyim, üzerine biraz uzun uzun konuşayım ve kendimi ifade edeyim diye. O yüzden bu sabah zihnim sadece 5 dakika da konuşabilirsin diyince, bu konuda hayatımda uyguladığım yöntemi seninle paylaştım. Denersen beni de haberdar etmeyi unutma.
Hayatında bir şeyler inşa etmek istiyorsan, zihnin şu an neyi tolere edebiliyor, ne kadarını tolere edebiliyor?
Birkaç cümle okuyarak bir kitapta ilerlemek mi? 1 dakika okumak mı yoksa 5 dakika okumak mı?
Seç ve dene. Sadece zihninin tolere edebildiği kadar.
Unutma; bu hedefi yükseltmek de düşürmek de serbest. Yani önemli olan inşa etmek istediğin konularda sadece devam etmek bence. Yürümeye devam etmek ve yolda çıkan engelleri birer birer çözerek ilerlemek.
Bazen durabiliriz, dinlenebiliriz, geri dönebiliriz ve tekrar aynı yolu yürüyebiliriz. Astrolojik olarak retroların sebebi de bu. Çünkü retro demek, yürüdüğün yolda geri dön, bak ve burada gözden kaçırdıkların varsa gör demek. Bu da normal, hayatın içerisinde hepsi var ve hayatın farklı mevsimleri var. Hepimizin mevsimleri de birbiriyle eşleşmek zorunda değil. Aynı evin içinde yaşayan insanların mevsimleri birbirinden farklı olabilir. Aynı evin içinde büyüyen kardeşlerin bile mevsimleri birbirinden farklı olabilir. Hâl böyleyken, toplumda gidip de başka insanların hayatlarıyla birbirimizi kıyaslamanın hiçbir manası yok. Boşu boşuna zihnimizi yormamıza gerek yok yani, boşu boşuna enerji tüketiyoruz orada.
O zaman, bu günlük benden bu kadar. Şimdi pazar kahvaltımı hazırlamaya gidiyorum ben. Sen de bu mektubumu ne zaman okursan o zaman görüşmek üzere diyelim :)
Kendine çok iyi bak <3
Hoşça kal,
Gizem
Yorumlar